eğlencelik
Pazartesi, Şubat 23, 2009
  Mektup
Sevgili Icon,

Veda mektubunda sunduğun gerekçeleri tutarlı bulduğumu söyleyemeyeceğim. 
Hatta saldırgan tavrından rahatsız bile oldum. Ben de kendimce, sıradışı, ezberi bozan, erken öten bir horoz olduğumu düşünüyorum, lakin bir kere gidip, kendime yakın bulduğum seni raftan alıp içine bakma zahmetinde bile bulunmadım. Bilmem bu nasıl algılanır ama, belki de içeriğin iddaa ettiğin kadar etkileyici değil. Bu yüzden tercih edilmedin belki de. Hüzünlü hatta sinirli bir veda, bende, senden kaynaklanan sorunlar olduğu izlenimi yaratsada, "kamuya duyurulan mübahtır" anahtarı seni haklı ve mağdur durumuna düşürdü. Böylece Türkiye' deki tasarım anlayışına -'tasarım' 2 senede ne kadar kavranırsa, yayınlanan tasarımlar için kullandığın sıfatlar beni rahatsız etsede- dair düşüncelerin, beni fevkalade üzdü. Belki de yerel medya lugatını kullanmayı tercih ettin ki, herkes anlasın(!). Madem bu kadar kötü bir durum var Türkiye' de, tasarım, mimarlık, dergicilik vs adına... Kalıp neden mücadele etmiyorsun. Neden değiştirmeye çalışmıyorsun. Anlıyorum sonuçta bir 'business'ten de söz ediyoruz. Kar edemedikten sonra devam etmenin anlamı yok. Hele ki kriz döneminde..Sizi etkilemedi elbette(!). Yoksa, bu kadar iddaalı bir ayrılış yerine, iddaalı bir girişimle karşımıza çıkardın eminim. Biz de, zavallı, tasarımdan, mimarlıktan, kaliteli yayından anlamayan, bireyler olarak, sana teşekkür ederdik. Katkılarından ötürü, belki ödül alır, diğer ülkelerde de yayınlanan sende, duyururdun. Ve herkes seni daha çok sever, diktelerini kabul eder, iyi, kaliteli tasarımı, mimarlığı Icon ekolü ile kanıksar. Diğerlerini de yadırgardık. Ne de olsa, tercih yapamıyoruz. Ya da yaptığımız tercihler, ya da senin yayınladığın bilgiye ulaşım şeklimiz seni rahatsız etti. Kendi adıma konuşacak olursam, rss, sürdürülebilirlik adına daha güncel bir çözüm. Sürdürülebilirliği biliyorum çünkü sıradışı, ezberi bozan, erken öten, yaratıcı bir horozum. Tasarım anlayışlarımızın, tasarım felsefelerimizin uyuşacağı ve anlaşacağı bir gün tekrar görüşebiliriz. Ama önce kibirli tavrından vazgeç. Trendsetter olmak önemli, iki taraf için de fayda sağlıyor, ama göreceli sıfatlarla sundukların belki de geniş yelpazeden ziyade, at gözlüğü etkisi yaratıyor. Ya da yönlendiriyor..Böylece starlar yaratıyor..Böylece yaratıcılığı, özgürleştirmekten öte, kalıplara sokuyor. Ki çok rahatsız edici. 

Şimdilik aklıma gelenler bunlar..
Dönüş yolculuğun 'iyi' geçer umarım.

not: Vardığında haber ver. Yolculuğunu anlat, ki ben iyi mi kötü mü söyleyeyim.

Sevgiler

Onur
 
Pazar, Şubat 15, 2009
  kimse
öylece, camdan dışarıya baktığım, gri günlerden biriydi..
faturaları ödemediğim için sanırım, ısınmakta güç..
neye dokunsam daha da üşüyordum..sigara içmek için, pencereyi açtığımda, daha da üşüyordum..
ama soğuk hoşuma gidiyor garip bir şekilde..dikenler çıkıyor sanki derimden..
dikenler kristale dönüşüyor, hareket edemez oluyordum..kırılmalarından korkarak..
usulca, izmariti atıp, pencereyi kapatıyorum, bir süre daha ayakta, dikenlerin dökülmesini bekleyip, dağınıklığın içinden, yorganın altına yürüyorum..
ne düşündüğüme dair bir fikrim olmasada, meşguliyet veren şeyler, tavana üşüşüp, suratıma damlıyor..büyük, boş bir hangarda yankılanan, su damlaları gibi, duymak kadar rahatsız edici..
dudaklarıma süzülen, tuzlu tatları, yemek yememek için yeterince midemi bulandırıyor..
bacaklarım uyuşup, sırtım ağrıyana kadar yatakta bu işkencenin, tadını çıkarırken, kapı vuruldu..
duymak istemesem de, inatçı yükselen darbeler, sinirlerimi daha da bozmaya başladı..istemeyerek kapıya yöneldim..arkamda sürüklenen yorgan, aylardır temizlemediğim evin bütün tozlarını peşime takıp, kapıya kadar getirdi..neden arkasını göremediğim bir kapım olduğuna hayıflanırken, kapıyı açtım..görmediğim kimseden hoşnut, kapıyı kapattım..
omuzlarım belime düşer gibi yapıp, yavaş beni hatırlatınca farkettim..bugün pazar..
pazar..pazarları yürümeyi severdim..
 
Çarşamba, Şubat 11, 2009
  ben de zırvalarım, sanki yapmadığım şey
belki, bir süre, gugıl riydırla ilgilenmemeliyim..
tek yaptığım, içi boş haberlerde "scroll down" yapmak..garip imajlara bakıp sinirlenmek..
ya da üyeliklerimi gözden geçirmeliyim..

nasıl özetlesem bilemiyorum, şöyle diyeyim..
mimarlık, mimar, mimarlık fakültesi, aptal mimarlık öğrencileri(ben), efendime söyleyim, küçücük bir imaj üzerine söylenen, 10 patates çuvalı büyüklüğünde sözler, forumlara yüklenen saçma sapan imajların altına yazılan, uuu dude its awesomeee, this is fucking crazy, this is called architecture, türkçe olanlarda daha çok, senin favori mimarın kim, benimkisi düldül, hmm ihaleye yolsuzluk, hmm, en son buna rastladım "bizce zaha türkiyede ulusal yarışmada ödül alır mı" mıymış diye bir soru, ki gerçekten büyüleyici, bir "meslektaş...k" da demişki, en fazla mansiyon alır, birisi demiş ilk turda elenir.. 

bitirme jurimde, bir çocuk, tam 1.5 saat konuşmuştu! konuştu da konuştu, çantasından börtü böcek maketler çıkardı, görüntüler yansıttı, web siteleri açtı, ellerini oynattı, juri üyelerine şirinlik yaptı, güldü, güldürdü, nefret ettirdi..bu inanılmaz şovun ardından, çocuk, bir sonra ki juride, 4 kırmızı çerçeveyi, oluklu mukavvadan yaptığı, "soyut" maketin üzerine koyup getirdi...

üzgünüm, o zaman ben kafasızım..

bunları düşündükçe nefretle doluyorum, mideme ağrılar giriyor..abartmıyorum, 100 de 90 ı zırva, hatta daha fazlası..

şöyle birşey yapmalıyım belki de, 100 haber okuyup, hangilerinin zırva olduğunu işaretlemeliyim..

ilyas salman bir filmde, seyyar arabada, hıyar soyup satıyordu, diploması beraberinde..

şimdi ben de gidip bir seyyar araba alıcam, hıyar soyup satıcam, diplomamda var..
hıyar ucuz, soyması kolay..yemesi de..
bu söylediklerim, "metaforik" olarak mimarlık eğitimine ve mimari ürün üretimine bakışımı anlatıyor..bu sıralar

aptal olanlar için, hıyar mimari ürünü temsil ediyor
diploma mesleğimi
seyyar araba belki fotoşop, belki script, belki eskiz, belki bilmem ne, platform ya o yüzden..

bu da kurduğum "metaforik" ilişkinin alt okumasının yazılı olduğu a4...hani bienaller de falan olur, baktığın şeyi nasıl anlaman gerektiğini anlatan türden..

-oooo çok güzeeel
-hmhm



 
Salı, Şubat 10, 2009
  sıfat
merhaba,
kendime şunları sordum, 
beni "etkileyen" ya da beğendiğim ya da aa bu film, albüm, reklam herhangi birşeyin
yapımcısını, yönetmenini, yazarını, yardımcılarını...herneyse, bilmem ya da bilmemem, ya da bilmek ya da bilmemek çabası göstermek, ya da ... yolda dinlemeyi sevdiğim, arada sırada göz atmak istediğim, "credits" sabrı(!) göstermediğim film, ya da herneyseler i etkilesin, ya da "doğal" olarak sevmeliyim ya da sevmemeliyim etkisi yaratsın..sonra bildiklerimi hep paylaşayım mı..bilsem paylaşır mıyım? ya da herneyse işte,
sonra o isim benim için neden önem teşkil etsin, niye?
niye şurdaki "korkunç" binayı yapan mimar, iyi olsun..
burada aslında sorun, sıfatların göreceliğini niye umursamıyoruz...
bir muslugun uc saatte doldurdugu havuzu, aynı musluktan uc tanesı kac saatte doldurur?
"deneyim" gibi birşey, zamanla ilişki kurar..
üretilenin "iyi"lik derecesi gibi..deneyimin katalizörlüğünü yadırgamıyorum tabiki de..
ümitsizce "kült" etiketi dağıtmamız dağıtmama - ki dağıtmamaya gayret gösteriyorum, bu durum ön yargılı olmamı sağlıyor, böylece algıda seçicilik yapabiliyorum, böylece cephe alabiliyorum, hakkında hiçbir bilgim olmasa da cephe almak isteyebiliyorum...duyumları değerledirip, zaten gercekte, belki hakkında kafa yormak istemediğim şeylerden, iki kat daha habersiz oluyorum..
ya da "yeni" denen şey, ne?
ya da ne bileyim, "artislik" bile yapıyor olabilirim..
hah
 
Pazar, Şubat 08, 2009
  kambur
bütün diyeceklerimi unuttum, inanılmaz kafasızım..

düğün var sanırım, davullu zurnalı, yağmurlu pazar..
dün, bugün için düşündüğüm şeylerden kaçını yapıcam acaba..
oda toplamak, windows kurmak, hmm hava yağmurlu olmasa, okul için gereken işleri de yaparım..dım..mışım..
kih kih..çok güldüm

 
Perşembe, Şubat 05, 2009
  rakım
yüksek bir yere çıkıp, kendimi bıraktığımı düşünsem,
yavaş yavaş aşağı, bulutların arasından geçsem,
ellerimi iki yana açsam, ağzımı açsam hava dolsa yanaklarım,
yere yaklaştıkça hafiflesem,
hafiflesem,
hafiflesem,
düşemesem, hatta uçuyor olsam
sonra yere bassam,
iki adım ötedeki banka yürüsem,
oturuyor olsa..
ben de otursam.

 
Pazar, Şubat 01, 2009
  24 artı 3
hmm..bir gün 27 saat olsaydı, fazladan 3 saatim olsaydı ben nasıl değerlendirirdim..
etraftakiler nasıl değerlendirirdi, ya da 24 saat gibi, 27 saatten de şikayet edermiydim..
beni nasıl etkilerdi, bir türlü emim olamıyorum ama, hep 27 saat olmasına alıştığım için, bir değişiklik olacağını düşünmüyorum..ama yarından itibaren, günler 27 saat olucaksa, başkalaşırdı sanırım..daha fazla "enerji" tüketmek, bitmeyi hızlandırırdı..sanırım..
 

depo
Şubat 2005 / Mart 2005 / Nisan 2005 / Mayıs 2005 / Haziran 2005 / Temmuz 2005 / Ağustos 2005 / Eylül 2005 / Ekim 2005 / Kasım 2005 / Aralık 2005 / Ocak 2006 / Şubat 2006 / Mart 2006 / Nisan 2006 / Mayıs 2006 / Haziran 2006 / Temmuz 2006 / Ağustos 2006 / Eylül 2006 / Ekim 2006 / Kasım 2006 / Aralık 2006 / Ocak 2007 / Şubat 2007 / Mart 2007 / Nisan 2007 / Mayıs 2007 / Haziran 2007 / Temmuz 2007 / Ağustos 2007 / Eylül 2007 / Ekim 2007 / Kasım 2007 / Aralık 2007 / Ocak 2008 / Şubat 2008 / Mart 2008 / Nisan 2008 / Mayıs 2008 / Haziran 2008 / Temmuz 2008 / Ağustos 2008 / Eylül 2008 / Ekim 2008 / Kasım 2008 / Aralık 2008 / Ocak 2009 / Şubat 2009 / Mart 2009 / Nisan 2009 / Mayıs 2009 / Haziran 2009 / Temmuz 2009 / Ağustos 2009 / Eylül 2009 / Ekim 2009 / Kasım 2009 /