eğlencelik
spoon
Remember the weight of the world
It’s a sound that we used to buy
On cassette and 45
And now this little girl
She says will we make it at all
800 miles is a drive
Yeah you got the weight of the world coming down like a mother’s eye
And all that you can
All that you can give is a cold goodbye
The law enforcement’s impressed you’ve survived to this age
Strapped-up soldiers
They’ll lock you in a cage without a goodbye
For a nickel bribe
But aww no where are you tonight
And how’d we get here
It’s too late to break it off
I need a release
The signal’s a cough
But that don’t get me off
I summon you to appear my love
Got the weight of the world
I summon you here my love
Remember the weight of the world
It’s a sound that we used to buy
And all that you can
All that you can give is a cold goodbye
The law enforcement’s impressed you’ve survived to this age
Strapped-up soldiers
They’ll lock you in a cage without a goodbye
For a nickel bribe
But aww no where are you tonight
And how’d we get here
It’s too late to break it off
I need a release
The signal’s a cough
But that don’t get me off
I summon you to appear my love
Got the weight of the world
I summon you here my love
The signal’s a cough but that don’t get me off
I summon you here my love
yihu
galiba gidiyorum sonunda.
unutmuş ki
ne istiyorum biliyomusun. öyle bir şey olsun ki, misal bir iksir. ben onu içeyim, sonra bütün sıkıntım gitsin istiyorum. sonra herşey yoluna girsin, dert tasa kalmasın. trip atmaktanda vazgeçeyim, dur bi dk! bu kadar çok şey istemiyorum vazgeçtim. tek birşey istiyorum. ama o tek başına gayet büyük bir istek. sonuç olarak...iksir olmadığına göre bunlar gibi isteklerde bulunmamada gerek yok. o yüzden dir kii, ne olduğu belirsiz yaşantıma devam edeyim. evet ben öyle yapayım.
çarpıntı v2
niye böyle oluyorum! ona ait birşey görünce.
okur yazar
bir adam oturdu. gazete almış. onu okuyor. kısmen popüler bir mecmua. ilk sayfa. manşet bülent ersoy entrikası. kocaman!sağda solda 3-5 yazı pekte mühim gözükmüyor. zaten adamda ilgilenmedi. sayfayı çevirdi güncel sayfa! baktı şöyle, gözü kesmedi heralde yazanları. başka sayfaya geçti. politika sayfasıydı. onlada pek ilgilenmedi. bir sayfa daha. ve magazin başladı. sansasyon yaratcak başlıklar. bülent ersoy haberi. "... dellendi, viski şişesini KÜÜÜT diye kafama fırlattı..." başlığından sonra koca sayfa olay ile ilgili yazı ve fotoğraflarla dolu. adam okudu. çok okudu ama. büyük hışım ve istekler. fotoğrafları inceledi. herşeyi okudu öğrendi. sonra sayfanın sol köşesinde bir "köşe yazısı" vardı. yazarı görünce çok şaşırdım. lakin gazeteyle pek örtüşmeyen entellektüel bir imajı vardı ki, son zamanlarda kendiside popüler oldu. köşe yazısının girişinde mühim şeylerden bahsediyordu lakin "tabiki bunlara değinmeyeceğim..." dedi ve saçma sapan bir yere zıpladı. herneyse bunu da geçtik. bir kaç sayfa daha çevirdik. "yaz neşesi" bölümüne geldik. bikinili bayanlar, yakışıklı gençler eğlence tatil dedikodu vs. epey ilgilendik yine bu sayfalarla. sonra burdan da zıplayıp spora geçtik. sporuda yedik bitti. en arka sayfadaki müstehcen kadın fotoğraflarına da göz attık. sonra gazeteyi katlayıp koltuk altına sıkıştırdık.
kalipso juna
keşke dün yanımda olsaydı.
(pa)zar
Bir pazar sabahı ne kadar farklı olabilir. Fark yaratan erken uyanmak olabilir mesela. nitekim bugün 9 da uyandım ki dün gece 4 te yatmıştım. az uyku. sonra kahvaltı yaptım evet!sora gidip mecmua aldım. akabinde danışmana mustafa amcaya çay içmeye gittim. giderken sigara da aldım. çay içtim. bi tane bebek geldi. elinde kaval vardı. üfleyip durdu. sonra kalktım. çok güneşti yahu. eve yöneldim. yolda dia ya uğrayıp diş macunu ve duş jeli aldım. bide 4lü meyveli yoğurt. sıcakta iyi olur gibi. bir tane meyveli yoğurt yedim. sonra yeni albüm indirdim epeyce. onları dinlemekle ve aldığım mecmuaları okumakla meşgul oldum. genel bir değerlendirme yapacak olursam herşey çok normal. hiç te farklı bir pazar değil ama ! daha saat 2. bunun akşamıda var. belki akşam değişik birşey olur o vakit "farklı pazar" mutluluğu ile "pazartesi sendromum" bastırılabilirim. yarın sabah işe giderken en azından güzel bir haftasonu geçirdim sorun yok çalışabilirim diyeyim. haftasonlarının bu kadar önem kazanmış olması beni germeye başladı. haftasonu ben olduğumu farkediyorum. ben şöyleyim. içiyorum çok ama, sonra şuğursuzca yürüyorum, uyuyorum, saçma şeyler düşünüyorum -bazen çok saçma-. ondandır sanırım çok garip rüyalar görmeye başladım. aynı temalı fakat farklı atmosferli rüyalar. bunun sebebini biliyorum lakin pek bir çözüm üretemedim henüz. tamam üretmek istemiyorum. bunun kabullendiğime göre, bekleyip görmek lazım ne olup bitecek. şöyle derin bir of çeksem acaba karşı ki dağlar yıkılırmı!
çarpıntı
yüzleşmeyi bekleyenler.
dandy warhols, the cure, zero 7, radiohead, deftones, filla brazillia, air, telepopmusic, in the mood for love ost, V.A. E.L.
şimdilik bu kadarı yeter.
hmm
tatlı olduğunda dünyanın en tatlı kadını, cadı olduğunda dünyanın en cadı kadını!
yolcu
robot oldum ben. bu durumdan fazlasıyla rahatsızım lakin elimden pek birşey gelmiyor. ayrıca şuna da karar verdim, sanırım 2 sene önce çok eğleniyordum. herneyse.
bu aralar pek bir yolcuyum. otobüs vapur minibüs çalışmaya başladığımdan beri epey yol aldım. ama hergün bir sorun yaşıyorum. tam anlamıyla mutlu bir işe gidiş geliş yaşayamadım henüz. otobüste vapurda ve minibüste oturmak için seçtiğim yerlerle ilgili çok sıkıntı çekiyorum. cam kenarını seviyorum ama giderken sabah güneşi, dönerken akşam güneşi pişiriyor. sonra en arkayıda seviyorum ama en arka koltukların sırt kısımları çok dik belim ağrıyor. ortalarda kapı önlerindeki koltuklar güzel oluyor ama onlarında önlerinde yeterince yer yok rahat hareket edemiyorum uyuşuyorum. ama herseferinde bunları bile bile aynı yerlere oturuyorum. niye böyle oluyor henüz çözemedim. otobüste en iyi yeri bulana dek çalışcam. yeni çıkan otobüslerde şık aslında ama 1.5 kişilik koltuğun mantığını henüz çözmüş değilim. ayrıca havalandırma ekstra çalışıyor soğuk bile oluyor içerisi. bunu dengelemenin en iyi yolu teker üstü koltuklara oturmak, tekerin ısısı döşemeye ordanda nacizane vücüduma işlerken üsttten de efil efil rüzgarlar esiyor. hastalık için bire bir. onun dışın da bu karşıdaki minibüslerdende çok rahatsızım. adamlar sürekli kornaya basıyor!sürekli.her nefeste bir korna!insanları taciz ediyorlar resmen kornayla. elinden gelse zorla bindircek yolda yürüyen insanları. gidip yanında duruyor. korna basıyor. kapı açıyor. ya adam binecek olsa zaten el kol yapar sana söler, niye zorluyorsun, niye geriyorsun insanları, trafiğinde içine ediyorsun zaten iyice çileden çıkıyorum.vapurlardada bu iskelede beklerken kalabalıkta insanların en öne geçme isteğini çözemedim. bineceğimiz yer aynı, nedir bu heyecan. önce binince ne oluyor. hadi önce inmeyi anladım otobüse koştum vs. vapur büyük! baya büyük yer çok fazla niye rahatsızlık çıkarıyorsunuz nedir sizin derdiniz. delimisiniz siz. beni çok üzüyorsunuz artık valla burama kadar geldi. bak allahın adınıda andım ona göre.
son
pazartesi akşamı bu vakitlerde sanırım bitirme projemi teslim etmiş olmanın verdiği rahatlık ve huzur ile dünyaları içeceğim. günümüze dönecek olursak. ağrılı sancılı bir proje evresine "bugün" itibari ile girdim. önümde kooocaa 3 gün var, bu "kısa" zamanda bitirme projemi teslim edersem işte o zaman! işte o zaman!!herneyse. en azdan daha az çalıştığımıda unutmadan belirtmek istiyorum. hem 3 kredi ne olcak!
ayrıca hemen aşağıda merak uyandıran nacizane permütasyon sorumuzun cevabıııı "45". dün gece bir kanalda denk geldik. embesil bir kadın sorular soruyor arıyorsun cevabı bilirsen güya para veriyorlar. herneyse, kimse bilemedi heralde biyerden sonra dayanamadım ben izlemeye. 3-4 gibi saçma cevaplar verdiler, kadın tek sayı diye yırtındı bir saat, sonra birisi aradı 12 dedi.
not: yaklaşık 2 hafta önce nişantaşından taksim dolmuşuna bindim. ön koltuğa genç bir delikanlı oturdu. oturduktan sonra emniyet kemeri taktı! betim benzim attı, ne olduğumu şaşırdım. kendisini bu sorumlu davranıştan ötürü kutlarım.
nedir

soru: şekilde kaç tane dörtgen var?